3. Dinlerin ve İslam’ın Evrensel Öğütleri

ünyada çok sayıda ve birbirinden farklı dinler olsa da onlar genelde güzel ahlâk ve iyilik yapmak,

 kötülükten kaçınmak konusunda ortak sayılabilecek görüşlere sahiptir. Dünyadaki belli başlı dinlerin ve İslam’ın evrensel öğütlerini alt başlıklardan inceleyebilirsiniz.

3.1. Doğruluk

 

Doğruluk içimizde sakladığımız niyetlerimizle davranışlarımızın birbirine uygun olmasıdır. Doğruluk büyük bir erdemdir ve dünyadaki bütün dinler, insanları doğru olmaya çağırmış, yalancılığı ve sahteciliği kötülemiştir.

Yahudilik ve Hıristiyanlık dinleri kök olarak İslam’la aynı olduğu için bu dinlerde doğruluk teşvik edilmiş, bu büyük erdeme sahip olmaları konusunda insanlar yönlendirilmiştir. İlahî dinler haricindeki dinlerde de doğruluk önemli bir yer tutar. Örneğin Hint dinlerinde ruhun tanrıyla birleşmesi, onun özgürleşmesi anlamına gelir. Bu özgürlük, kişiyi bağlı olduğu cehaletten kurtarıp kurtuluşa (mokşa) ulaştıran ilimle ve bunun yanı sıra yalancılıktan ve fenalıktan kaçınmakla olur. (Tümer, Prof. Dr. Günay, Bîrunî’ye Göre Dinler ve İslam Dini, Ankara 1991 s. 182.)

Zerdüşt dininde de bütün kötülüklerin olduğu gibi yalancılığın kaynağı, şeytan sınıfını temsil eden “dev”dir.

İslam dini ise dinler içinde doğruluğa en çok önem veren dindir. Kur'an-ı Kerim doğru olmayı tavsiye etmekle kalmaz, aynı zamanda doğru insanlarla beraber olmayı da emreder.
“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Ahkaf 13)

“Ey İman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe 119)
“Seninle beraber tövbe edenlerle birlikte, size emredildiği gibi dosdoğru olun ve aşırıya gitmeyin”(Hud 112)

Aynı şekilde İslam dini yalancıdan ve yalancılıktan nefret eder, onu insanların arasını bozan, birbirlerine duydukları güveni sarsan en büyük tehlike ve günah olarak görür.
“Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle onlar için acıklı bir azap vardır.”( Bakara 10)

Sevgili Peygamberimiz hadislerinde doğruluğu sürekli vurgulamış, bizlerin doğru kimseler olmasını istemiştir.

“Şüpheli işi bırakıp şüphesiz işe sarıl, çünkü doğru olan şey gönlü yatıştırır, yalan onu kuşkulandırır.”

Peygamberimiz doğru olmayı iyi kimse olmanın şartı saymış, cennete girebilmek ve orada büyük bir makam olan sıddıklar (doğru kimseler) derecesine erebilmek için doğru olmak gerektiğini söylemiştir.

“Doğru sözlülük iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Bir kimse doğru söyleye söyleye Allah katında sıddıklar derecesine çıkar. Yalan söylemek fenalığa, fenalık da cehenneme götürür. İnsan yalan söyler durur da sonunda Allah katında “yalancı” diye yazılır.”

Görüldüğü gibi başta İslam dini olmak üzere belli başlı bütün dinlerde doğruluk büyük bir fazilet olarak teşvik edilmiş, onun tersi olan yalan söylemek, hile yapmak ve sahtekârlık yasaklanmıştır. Bizler Müslüman olarak dinimizin bu güzelliğini sözlerimizde ve davranışlarımızda yansıtmalı, doğru kimseler olmalıyız. Aksi takdirde Müslüman olmayanlar, bizim yalancılığımıza bakarak İslam hakkında çok yanlış düşüncelere sahip olabilirler.

Anlatım: Dr. Ali Kuzudişli 

3.2. Temizlik

 

İlâhî dinlerin ortak özelliklerinden biri de temizliktir. İlâhî olmayan dinler de büyük oranda temizliği teşvik etmekle beraber bazı putperest dinler kirliliği, yıkanmamayı bir değer gibi görüp bu hareketi dünyadan uzaklaşmak olarak görmüşlerdir. Temizliğin insan sağlığı açısından önemi bugün daha iyi bilinmekte ve kirliliğin bir erdem olarak kabul edilemeyeceği apaçık ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Dinler temizliği genelde iki grupta ele alırlar. Birincisi maddi temizlik, ikincisi ise manevî temizlik.

Maddi temizlik insanın bedeninin, elbiselerinin ve yaşadığı evin, mahallenin, çevrenin temiz olması anlamına gelir.

Manevî temizlik ise kötülüklerden, günahlardan, zarar verici şeylerden uzak durmak, tövbe etmek, bağışlanma dilemek, ruhu günahlardan arıtmak demektir.

Maddi kirlilik insanın vücuduna ve sağlığına zarar verir, onun hastalıklara yakalanmasına neden olur. Bu açıdan Peygamberimizin sünnetine uyarak ellerimizi her fırsatta yıkamalı, elimizi, amaçsız sağa sola sürmemeli, elimizi veya elimizdeki kalem, silgi gibi cisimleri ağzımıza götürmemeliyiz. Bir çok hastalıklar ağızda biriken bakterilerin kana karışması sonucu ortaya çıkar. Bu yüzden ağız ve diş temizliğine çok dikkat etmeli, Peygamberimizin sık sık dişlerini dal parçasından yaptığı fırçayla (misvak) temizlediği gibi biz de diş fırçasıyla güzelce temizlemeliyiz.

Toplum içine gelişigüzel çıkmamak, temiz ve düzenli olmak insanlara verdiğimiz saygıyı gösterir. Temiz ve düzenli giyinenler de toplum tarafından saygı görür. Sevilen ve saygı duyulan biri olmak istiyorsak bunun birinci şartı giyimimize özen göstermemizdir.
Manevî kirlilik de insan ruhuna zarar verir, onun çeşitli saplantılara gömülmesine, kararmasına, acımasızlaşmasına neden olur. Manevî kirlilik insan ruhuna çökünce, ona dünyadaki güzellikleri göstermez, kalbini katılaştırır, merhamet duygusunu kaybettirir. Manevî kirlilik insanı acımasız bir canavar yapar, masum bebekleri bile göz kırpmadan öldürebilecek kadar canileştirir. Günahlar, vicdanını işlemez hâle soktuğu için kötülük yapmaktan hiç rahatsız olmaz.

Vücudumuzu temizlemek için banyo yaparız. Peki ruhumuzu nasıl temizleyeceğiz? Bunun yolunu dinimiz şöyle öğretmiştir: Ruhumuzu günahlardan arıtmak için:

1. Öncelikle işlediğimiz kötülüğe hemen son vermeliyiz. 
2. İşlediğimiz kötülükten dolayı içten pişmanlık duymalı, kendimizi yaptığımız bu kötü hareketten dolayı ayıplamalıyız.
3. Yaptığımız kötülük başka insanları ilgilendiriyorsa onlardan özür dilemeli, haklarını helal etmelerini istemeliyiz. 
4. Kötü davranışımızdan dolayı Allah’a tövbe etmeli, bizi bağışlaması için dua etmeliyiz.
5. İnsan nefsi çoğu kez kötülüğü tekrar tekrar işlemeye yatkındır. Bunun önüne geçmek için yaptığımız kötülüğün tam tersi yönünde bir iyilik yapmalıyız. Örneğin bir arkadaşımızın kalemini çalmışsak, bu çok çirkin davranışımızın önüne geçmek için hem çaldığımız kalemi sahibine verip, ondan özür dilemeli, hem de sevdiğimiz bir arkadaşımıza bir kalem hediye etmeliyiz. Böylece kendimizi eğitmiş ve bu çirkin davranıştan kendimizi kurtarmış oluruz.
Manevi kirliliği arttıran en büyük tehlike, kötülük yapan kimsenin “Ne var, bunu sadece ben mi yapıyorum, herkes yapıyor” diyerek yaptığı kötülüğü içine sindirmesi ve vicdanını susturmasıdır. Böyle diyen biri, kötülüklere açıkça davetiye çıkarmış demektir. Böyle düşünen biri, bu anlayışını değiştirmezse kısa süre içinde ruhsal temizliğini kaybeder. Sürekli vicdanını susturduğu için bir zaman sonra artık vicdanı çalışmaz hale gelir.

İslam dininin emrettiği ibadetler, maddi ve manevi temizliği sağlar. Allah’ın ve insanların sevdiği, temiz, pırıl pırıl, ışıl ışıl insanlar olmamız için Yüce Allah bize bu ibadetleri yapmamızı istemektedir.

Anlatım: Dr. Ali Kuzudişli

3.3. İyilik ve Yardımseverlik

 

İyilik, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yarayışlı işler yapmaktır. Yardımseverlik de başkalarına, yine Allah rızası için yardımda bulunmak ve onların ihtiyaçlarını gidermekten hoşlanmak, bunu bir huy haline getirmek demektir.

İyilik yapmayı, muhtaç olan insanlara yardımda bulunmayı, hatta ihtiyaçları karşılama konusunda başka insanların ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımızın önüne geçirmeyi bütün dinler tavsiye etmiş, bunu ahlâkî bir olgunluk göstergesi saymışlardır.

İslam dini iyilik yapmayı yaygınlaştırmak için bazı ibadetleri farz kılmış, bazılarını da insanın isteğine bırakmış, ancak onu yapanların Allah katında büyük derecelere ulaşacağını müjdelemiştir. İslam’ın iyilik ve yardımlaşmayı teşvik etmek için öngördüğü ibadetler şunlardır:


1. Zekat: Senede bir kez zenginler tarafından verilir ve farzdır
2. Öşür: Toprak mahsullerinden verilir 
3. Fitre: Ramazan ayında verilir.
4. Kurban: Kesilen kurbanın etlerinin bir bölümünün fakirlere ve dostlara verilmesi tavsiye edilmiştir. 
5. Yetim, öksüz ve muhtaçlara yardım: Dinimiz bu durumda olan kimselere yardımda bulunmamızı, onların isteklerinizi mümkün olduğu kadar geri çevirmemizi tavsiye etmektedir.

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“Affa sarıl, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.”(Araf 199)

Sevgili Peygamberimiz de:

“Sadaka hiçbir malı eksiltmez, Allah affeden bir kulun ancak izzetini arttırır” buyurur.

Müslüman toplumumuz, İslam’ın bu öğretilerine bütün gücüyle sarılmış, hayırseverlik temeline dayalı pek çok kurumlar kurmuşlardır. Vakıflar, aşevleri, kimsesizler yurdu, çocuk ıslah evleri köprüler, çeşmeler, kervansaraylar, hanlar, hamamlar... bunlardan sadece birkaçıdır.

İyilik yaparken önemli olan içimizdeki niyetimizdir. Allah rızası için yapılmayan iyiliklerin Allah katında bir mükafatı yoktur. Aynı şekilde iyilik yaptığımız kimselere, onların başına kakmak, onları küçük düşürücü sözler söylemek vb şeylerle eziyet etmemeliyiz. Böyle yaptığımız takdirde yaptığımız iyilikten sevap kazanamadığımız gibi verdiğimiz eziyetin cezasını da görürüz.

Darda kalmış kimselerin yardımına koşmak hem İslam’ın hem de diğer dinlerin teşvik ettiği bir davranıştır. Depremler, su baskınları vb gibi doğal afetler sırasında insanlar, hiçbir ayrım yapmaksızın birbirinin yardımına koşarlar. İnsanların bu tür davranışlar göstermelerini her din över.

Anlatım: Dr. Ali Kuzudişli 

3.4. Büyüklere Saygı, Küçüklere Sevgi Göstermek

 

Başta İslam olmak üzere bütün dinler büyüklere saygıyı ve küçüklere sevgiyle yaklaşmayı emreder. Anne, baba, amca, teyze, hala, dayı, dede, nine gibi yakın akrabalarımızdan büyüklere gösterdiğimiz saygıyı, yaşına hürmeten diğer büyüklere de göstermeliyiz.

Yolda gördüğümüz büyüklerimize selam vermeli, onların iyi dualarını almalıyız. Tren, otobüs metro gibi kitle iletişim araçlarında yaşlı kimselere yer vermeli, yardım istediklerinde seve seve yardımlarına koşmalıyız.

Bir gün Peygamberimiz ashabıyla beraber oturuyordu. Müslümanlar, etrafına çevrelenmiş, onu dinliyorlardı. Bu sırada yaşlı biri yaklaştı. Peygamberimizi dinleyenler bu yaşlı adama yer vermekte geciktiler. Bunun üzerine Peygamberimiz:

“–Küçüğümüze şefkat, büyüğümüze saygı göstermeyen bizden değildir” buyurdu.

Büyüklerimizin bilgi ve deneyimlerine saygı gösterirsek, hem kendimizi güvende hisseder, hem de toplum halinde güven ve dayanışma içinde ilerleriz.

Bir gün bizim de yaşlanacağımızı, küçüklerin bizi ziyarete gelmelerini, elimizi öpmelerini isteyeceğimizi unutmamalıyız. Başta bizim üzerimizde emeği olan büyüklerimiz olmak üzere bütün büyüklere saygıyla davranmalı, yaşlılık gereği yaptıkları gaflar sebebiyle onları alaya almamalıyız.

Anlatım: Dr. Ali Kuzudişli 

3.5. Hayvanlara İyi Davranmak

 

Hayvanlar da bizim gibi bu dünyanın misafirleridir. Üstelik Yüce Allah, yaratılış gereği biz insanlara verdiği pek çok meziyeti hayvanlara vermemiştir. Hayvanların bir bölümünden doğrudan yararlanırız. Onların etinden sütünden, yumurtasından, ürettikleri ballarından gıdamızı alırız. Yünlerden, ipeklerden kumaşlar yapar, kuşların tüylerinden başımızın altına yastıklar yaparız. Bazı hayvanları taşımacılıkta, bazılarını bilimsel deneylerde kullanır, bazı hayvanlara da evlerimizi fabrikalarımızı bekletiriz. Bu anlattıklarımızın hayvanların bize doğrudan yararlarıdır. Bir de dolaylı yönden yararları vardır.

Hayvanlar aslında dünyamızın bakımıyla görevli birer işçilerdir. Her birinin yaptığı iş diğerini tamamlar. Hayvanlar elbette bu görevlerinin farkında değiller ama Allah, her hayvanı kendi işini yapmaya uygun olarak yaratmıştır. Bu yüzden hayvanlar doğal dengenin en önemli halkalarını oluştururlar.

İnsanlar önceleri bu gerçeği fark edememişler, bilinçsizce avlanma ve çevreyi kirletmenin etkisiyle hayvanların sayıları azalmaya başlamış, bazı türler yok olmaya yüz tutmuş, bazıları da çoktan yok olmuştur.

Modernleşme çağının başlarında hayvanlar çok zarar görmüş, o dönemde hiçbir kural tanımayan insanlar ellerindeki ateşli silahlarla bir gün içinde binlerce hayvan avlamış, öldürdükleri hayvanların sadece derisini alıp gerisini bırakmışlardır. Oysa Kızılderililer bile sadece ihtiyaçları kadar avlanır, sürüye zarar vermemek için sürünün içinde yaşlı olanları avlamaya özen gösterirlerdi. Çünkü onların dinlerine göre dünyada bulunan her şey tanrının bir parçasıydı.

İslam dini de doğrudan insana yönelik bir tehlike vermedikçe hiçbir hayvanın öldürülmesine izin vermez. Hayvana ağır yük yükleyip eziyet vermek günahtır. Tok olduğu halde zevk için avlanmak hoş görülmemiş, hayvanları hedef tahtası gibi kullanıp onlar üzerinde nişan alma talimi yapmak günah sayılmıştır.

Modern insan, hayvanların kürklerine sahip olma konusunda açgözlülüğünün bedelini çok kötü ödemektedir. Bu yüzden uluslar arası ciddi yasalarla hayvanlar koruma altına alınmıştır. Günümüzde yok olmak üzere olan hayvanların nesillerini devam ettirebilmek için milyonlarca dolar harcanmaktadır.

Anlatım: Dr. Ali Kuzudişli 

3.6. Çevreyi Korumak

 

İslam’a ve diğer bazı dinlere göre yeryüzü ve gökler Allah’ındır. Bizler Allah’ın mülkünde misafirleriz. Allah bizi ağırlamak için her türlü konforu, sayısız güzelliği yaratmıştır. Yaşamak için muhtaç olduğumuz her şey bu dünyada mevcuttur. Ancak insan bu güzelliklerin gerçek sahibinin Allah olduğunu unutmamalı, onu sorumsuzca kullanmamalıdır. Yanlış kullandığımız, israf edip yok ettiğimiz her nimetten dolayı hesaba çekileceğimizi bilmeliyiz.

Yeryüzü, gökler ve ikisi arasında bulunan insanlar, hayvanlar, bitkiler... Bunların hepsi bir bütündür. Aralarında çok ince ilişkiler bulunmaktadır. İnsan dışında bulunan her varlık, Allah’ın ona yüklediği görevi doğal olarak yerine getirmekte ve zincirleme tabiat olayları harika bir şekilde birbirini devam ettirmektedir. Biz buna ekolojik denge diyoruz. Canlılar arasında yalnız insanın konumu farklıdır. Allah insanı bütün varlıkların üstünde, kendi iradesiyle hareket eden bir yönetici, belirleyici cins olarak yaratmıştır. İnsanlar kendilerine düşen görevlerini diğer varlıklar gibi doğal olarak yerine getirmezler. Onlardan istenen görevlerini bilinçli bir şekilde yerine getirmeleridir.

Ne yazık ki insanlar bilinçli olarak yerine getirmeleri gereken görevleri ihmal etmiş, hatta tam tersi bir tutum takınarak güç sınırları içinde bulunan tabiat harikalarını sorumsuzca çarçur etmiştir. Üzerinde yaşadığımız bu güzel mavi beyaz küre, her geçen gün biraz daha grileşmekte, ışıltısı kararmaktadır. Her geçen yıl küresel ısınma biraz daha artmakta ve üzerinde yaşayan canlıları tehdit etmektedir.

Bilmeliyiz ki maddi olarak kazanacağımız hiçbir şey, üzerinde yaşadığımız güzel dünyamızdan daha değerli değildir. Çünkü kapkaranlık uzayda güzel yüzüyle gülümseyen ve üzerine tutunmuş dünyalar dolusu varlığa ev sahipliği yapan bir başka gezegen daha bulunmamaktadır.

İslam dini yapmış olduğumuz her şeyden dolayı hesaba çekileceğimizi tekrar takrar belirtmektedir. İnsanların sayısız canlının barındığı denizlere gemiler dolusu kimyasal atık akıtmaya hakkı yoktur. Sorumsuzca toplu kıyıma tabi tutulan, ve nesli kurutulan, yaşama hakkı bırakılmayan deniz hayvanlarının hesabını Allah insanlara soracaktır. Aynı şekilde insanlar, sayısız canlı barındıran ormanları, kendi arzu ve hevesleri uğruna bir çırpıda yeryüzünden silmeleri ve milyarlarca canlıya hayat hakkı tanımamalarının hesabını da vereceklerdir.

Yüce Allah, Müslüman olarak bizlere, yeryüzünde bozgun çıkaranlara engel olma görevi de vermektedir. Bu yüzden hem kendimiz çevreyi koruma konusunda çok duyarlı davranmalı, hem de bilinçsizce sanayi ürünü kullanarak tabiatta ağır tahribat açan kimselere engel olmalıyız.

3.7. Zararlı Alışkanlıklardan Kaçınmak

 

Zararlı alışkanlıklarla kastedilen, insan bedenine zarar veren ve tiryakilik oluşturması sebebiyle insanı kendine esir eden maddelerin çeşitli şekillerde vücuda alınmasıdır. İslam dini bu maddelerin çoğunu kesin olarak yasaklamıştır.

Yasaklanan maddelerin en başında şarap ve alkollü içecekler gelmektedir. Kur'an-ı Kerim bu tür içecekleri kesinlikle yasaklamıştır:

“Ey iman edenler, sarhoşluk veren şeyler , şans oyunları, putperestçe uygulamalar ve gelecek hakkında kehanette bulunmak (falcılık) şeytan işi kötülüklerden başka bir şey değildir. Onlardan kaçının ki mutluluğa eresiniz.
Şeytan, sarhoşluk veren şeyler ve şans oyunları ile aranıza düşmanlık ve nefret sokmaya ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymaya çalışır. Hâlâ vazgeçmeyecek misiniz?” (Maide 90-91)

Alkollü içeceklerin yanında sağlıklı düşünmeye engel olan, aklı örten eroin, kokain vb. maddeler almak veya yapışkan koklamak da haram ve büyük günahtır. 
Sigara içmeyi de din alimlerimiz hoş görmemiş, insanların ondan uzak durmalarının dinimize daha uygun olduğunu söylemişlerdir.

Yetişkin insanların sigara ve alkollü içeceklerin kullanımını kendilerine hoş görürken çocuklarını yasaklamaları, bu tür içecekleri kullanmanın bir büyüklük göstergesi olarak algılanmasına neden olmaktadır. Yeni yetişen gençler, büyüdüklerini ispat etmek veya karşısındaki insanlara kendini büyük göstermek için sigara içmeye veya alkol almaya heves etmektedirler. Başlangıçta sigaranın kokusundan ve genizlerini yakmasından nefret etmelerine, alkolün boğazlarını yakmasından acı duymalarına rağmen bunu belli etmemeye çalışmaktadır. Çünkü bunu açıkladıkları zaman, karşılarında bulunan kimselerin onları hâlâ çocuk olmakla değerlendireceklerinden korkmakta, bu ise onların onurlarını kırmaktadır. Bu yüzden sigara ve içkiye yeni başlayanlar, boğulacak gibi olsalar bile öksürüklerini tutmaya, yemek boruları acıdan yanacak gibi olsa da yüzlerini buruşturmamaya özen gösterirler. Aslında bu çok kötü birbirini kandırma oyunudur. Bu oyunlarla sigara ve alkol içilmeye devam edilir. Bu arada vücut bu maddelere alışır. Belli bir zamandan sonra artık onsuz yapamaz hale gelir. Zararlı maddeleri kullanan kişi artık onlara esir olmuş, iradesini o maddelere kendi eliyle teslim etmiştir.

Zararlı alışkanlıklar kazandıran maddelerden uzak durmamız gerekir. Başka bir insanın emri altına girmekten nasıl hoşlanmıyorsak, kendi irademizi kötü kokulu, zararlı bu maddelere teslim etmemeliyiz. Ayrıca bilmeliyiz ki insanın büyüdüğü, yedikleri içtikleriyle belli olmaz. Biz büyüdüğümüzü, düşüncelerimizle, davranışlarımızla ve yaptığımız güzel işlerle belli etmeliyiz. Günümüzde gençlerin çoğu, eğitim imkanlarının geniş olması sebebiyle anne babalarından daha çok bilgiye sahiptir. Onlar kötü alışkanlıkların zararlarını, büyüklerinden daha iyi bilmektedirler. Öyleyse onlar, yaştan gelen büyüklükle değil, bilgiden gelen büyüklükle, anne babalarını bu kötü alışkanlıktan kurtarmaları daha güzel olmaz mı?

Anlatım: Dr. Ali Kuzudişli 

3.8. Başkalarına Zarar Vermemek

 

Başkalarına zarar vermek, onların haklarına el uzatmak, onlara rahatsızlık vermek ve eziyet etmektir. İslam dini başkalarına zarar vermeyi kul hakkı olarak değerlendirir.

Hayatın çeşitli şartlarında ve insanların birbirleriyle ilişkilerinde dikkat etmeleri gerekli pek çok hakları vardır. Kul hakkı, insanların haklarına saygılı olmak, söz ve davranışlarla onlara zarar vermemek demektir. Aynı şekilde bir insana zarar verecek şekilde istemediği sözü söylemeye veya davranışları yapmaya kul hakkı yemek denir. Bun göre, insan haklarına saygı gösterip, zarar vermemek kul hakkına saygı göstermektir. Bu haklara zarar vermeye çalışmak ise kul hakkı yemek demektir. Kul hakkı konusunda Müslüman olan insanla, olmayan arasında bir ayrım yoktur, yapılan her haksızlık kul hakkına girer.

Her insanın, en az bir diğer insan kadar yaşama hakkı yanı sıra, eğitim görme, seçme, seçilme, haberleşme, seyahat etme gibi hakları vardır. Toplumsal hayatta dirlik ve düzeni sağlamanın en temel yolu, birbirimizin haklarına saygı göstermektir. Aksi hâlde, toplumda düzensizlik ve kargaşalar oluşur.

Dinimiz, birbirimizin haklarına saygı göstermemizi ister. Başkalarının haklarına zarar veren her türlü kötü davranışı da yasaklar. Kul haklarının başında insanın yaşama hakkı gelir. Bu sebeple, insan öldürmek büyük günah sayılmıştır. Yüce Allah, Kur'an'da, "... Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur..." (Maide 32) buyruğuyla, başkalarının yaşama hakkına zarar vermemeyi emreder. Yine bir ayette şöyle buyrulur: "Kim bir mümini kasıtlı olarak öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir." (Nisa 93)

Kul hakkı, insanlara zarar verecek her türlü maddî ve manevî davranışla oluşmaktadır. Kur'an'da, "Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın." (Bakara 188) buyrulur.

Anlatım: Prof. Dr. M. Zeki Aydın

Yorumlar   

 
#6 CVP: 3. Dinlerin ve İslam’ın Evrensel Öğütlerideniz 14-03-2014 16:56
:D :lol: :-) ;-) 8) :-| :-* :oops: :sad: :cry: :o :-? :-x :eek: :zzz :P :roll: :sigh: olmamaış bence
Alıntı
 
 
#5 ehir12345Guest 14-05-2013 11:48
of yaaaaaaaaaaaaaa aaaaaaaaaaaaaaa aaaaaaaaaaaaaaa aaaaaa :D 8) :-* :oops: aaaaaaaaaaaaaaa aaaaaaaaaaaaaa :-?
Alıntı
 
 
#4 evrensel öğütlerelif 14-05-2013 06:15
çokkkkkkkkkkkkk kkkkkkkkkk güzelllllllllll lllllllllll :D :lol: :-) ;-) 8) :-| :-* :oops: :sad: :cry: :o :-? :-x :eek: :zzz :P :roll: :sigh: :sigh: :P :eek:
Alıntı
 
 
#3 CVP: 3. Dinlerin ve İslam’ın Evrensel ÖğütleriGuest 05-05-2013 15:31
8) :-* :oops: :o :-x :zzz :P :sigh:
Alıntı
 
 
#2 CVP: 3. Dinlerin ve İslam’ın Evrensel ÖğütleriGuest 02-05-2013 13:25
İYİDE BU GÜNÜMÜZDE YAŞAYAN DİNLERDEN BAHSETMİYOOOO :sigh:
Alıntı
 
 
#1 CVP: 3. Dinlerin ve İslam’ın Evrensel ÖğütleriGuest 02-05-2013 13:24
:cry:
Alıntı
 

Yorum ekle


Sevgili Peygamberimiz

10
11
12
13
14
15
16
17
18
2
20
21
23
24
25
26
27
28
29
3
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
4
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
5
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
6
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
7
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
8
80
81
82
9

Bir Ayet

ankebut41
ankebut57
araf 187
araf179
araf36
enbiya 35
enfal 73
hicr99
ihlas
maide51
maide86
mddesir42-43
namaz2
tahiyyat

İrayerbaa Resimler

1
10
11
12
14
21 subat
21subat
3
9
dsc06401
dsc06405
feryat
iray
iray1
iray10
iray11
iray114
iray12
iray13
iray14
iray15
iray16
iray17
iray18
iray19
iray2
iray20
iray21
iray22
iray24
iray25
iray26
iray27
iray28
iray29
iray3
iray30
iray31
iray33
iray34
iray35
iray36
iray37
iray38
iray39
iray4
iray40
iray41
iray42
iray43
iray44
iray45
iray46
iray47
iray48
iray49
iray5
iray50
iray51
iray52
iray53
iray54
iray55
iray57
iray58
iray6
iray60
iray61
iray62
iray63
iray64
iray66
iray67
iray68
iray69
iray70
iray71
iray72
iray9
kafayiyiyorum
necip
oray (276)
oray 77
ray63